Hat Sanatı

Hat sanatı yahut hüsn-i hat adıyla bilinen, belirli kurallar içinde güzel yazı yazma sanatının temeli, MÖ. 6.yüzyılda Ürdün civarında yaşamış olan Aramî asıllı Nabat kavminin alfabesine dayanır. Önceleri bu yazı Araplar tarafından kullanıldığı için Arap yazısı adıyla anılırken daha sonraları İslâm’ın çeşitli coğrafyalara yayılması ve bu yazının Müslümanlar tarafından kullanılması dolayısıyla İslâm yazısı adını alır.

Halep civarında bulunan 512 tarihli Zebed Kitabesi, Nabatî yazının Araplar tarafından benimsenerek kullanıldığının en önemli delillerinden biridir. Bu yazı, ticarî ilişkiler sayesinde önce kuzeydoğuda, yani Irak’ta MS. 6.yüzyılın sonlarına doğru da Arabistan’da yayılmaya başladı ve yayıldığı merkezlerin ismiyle anıldı. Mekke’de Mekkî, Medine'de Medenî adını aldı. Basra’da da Basrî adını alan yazı, Hazreti Ali’nin Kûfe’yi merkez hâline getirmesiyle burada büyük bir gelişme gösterdi ve Kûfî ismiyle anılmaya başladı. Kûfe şehrine mensup anlamına gelen Kûfî, daha sonra bu yazının genel adı oldu ve her dönemde bu isimle kullanılarak günümüze kadar geldi. İslâmiyet ile birlikte yazıya verilen önemi artması, yazının gelişmesinde önemli rol oynadı.

Emevîlerin (661-750) son zamanlarında yazıda gözle görülür değişimler ortaya çıktı ve harflerin bünyelerindeki köşelilik kaybolmaya başladı. Hat tarihçileri bu devirde Kutbetü’l-Muharrir adlı hattatın yazıya az çok güzellik getirdiğinden bahseder.

İslâm yazısında ilk önemli değişiklik,  Abbasîler devrinde, aynı zamanda ünlü bir hattat olan Vezir İbn Mukle (ö. 940) tarafından gerçekleşmiştir. İbn Mukle noktayı birim ölçü olarak kabul etmiş ve yazıyı nokta sistemine göre kurallara bağlamaya çalışmıştır. Onun tarafından yeniden düzenlenen ölçülü yazıya, nispetli ve ölçülü yazı anlamında hattu’l-mensub adı verilmiştir.

Hat sanatında kullanılan birim ölçü noktadır. Her yazı çeşidinin kendine özgü bir noktası vardır. Harflerin yazılmasında, satırların aralarının ayarlanmasında, yazıların açılarının tespitinde nokta esas ölçü kabul edilir.


AKLÂM-I SİTTE YAZILARI

Kûfi’nin değiştirilmesiyle ortaya çıkan ve İbn Mukle tarafından ıslah edilmeye çalışılan aklâm-ı sitte yazılarına ikinci önemli müdahale Ali bin Hilâl (ö.1022) tarafından yapıldı. İbn Bevvâb adıyla meşhur olan İbn Hilâl, yazıyı biraz daha geliştirdi. İbn Bevvâb’ın elinde sanat yazısı hâlini almaya başlayan aklâm-ı sitte, altı çeşit yazı anlamına gelir. Aklâm-ı sitte yerine şeş kalem ifadesi de kullanılır. Muhakkak, reyhân veya reyhânî, sülüs, nesih, tevkî ve rik’adan meydana gelen aklâm-ı sitte yazılarının özellikleri kısaca şöyledir:


  1. Muhakkak: Sözlükte muhkem, muntazam anlamlarına gelir. Kûfî’den ilk çıkan yazı olduğu kabul edilmektedir.  Bu yazı çeşidinde dikey harflerin boylarıyla; sin, şın, sad, dad, fe ve nun gibi harflerin sola doğru uzayan çanak kısımları sülüs yazıya göre daha uzundur. Muhakkak yazı, 16. yüzyıldan sonra fazla yer kapladığı gerekçesiyle kullanılmamıştır.
  2. Reyhanî: Reyhan güzel kokulu bir çiçeğin adıdır. Reyhan ya da reyhanî yazı, muhakkak yazının küçük yazılan şeklidir. Muhakkakla beraber bu yazı da 16. yüzyıldan sonra terk edilmiştir.
  3. Sülüs: Sözlük karşılığı üçte bir demektir. Muhakkak yazıyı hatırlatan karaktere sahiptir. Bu yazıda çanaklı harfler daha derin ve daha kısadır. Harflerinin üçte ikisi düz, üçte biri yuvarlak olduğu için bu adı almıştır. Yazıların anası adı da verilen sülüs yazı en yaygın kullanılan yazı çeşididir.
  4. Nesih:  Sözlükte bir şeyin hükmünü ortadan kaldıran, iptal eden anlamlarına gelir. 1 - 1,5 mm.lik kalem ağzı genişliği ile yazılır. Genellikle Kur’an-ı Kerim’lerin ve kitapların yazılmasında kullanıldığı için kitap yazısı olarak bilinir. Sülüs yazı ile birlikte en yaygın kullanılan yazı çeşididir.
  5. Tevkî: Kendinden sonra gelen harflerle birleşmeyen harflerin birleşiyor olması tevkî yazının en önemli özelliğidir. Halife ve vezirlerin mektupları bu yazı ile yazılmıştır. Girift bir görünüşe sahip olan tevkî, vakfiyelerde de kullanılmıştır.
  6. Rikã: Tevkî yazının kurallarına bağlı olan, fakat onun daha küçük yazılan biçimidir. Yazı ve ilmîye icâzetnâmelerinin (diploma) yazımında kullanıldığı için icâze veya hatt-ı icâze adıyla da anılır.


Aklâm-ı sitte yazıları kitap ve murakkaların (yazı albümü) dışında, kitabe ve levhaların yazımında kullanılmıştır. Normalden daha büyük olan bu yazılara celî adı verilir. Celî sadece muhakkak, sülüs ve nesih için kullanılır. Muhakkak harflerinin geniş olması dolayısıyla celî yazıda tercih edilmemiştir. Aklâm-ı sitte dışında kalan ta’lîk yazının da celî biçimi vardır ve çokça kullanılmıştır.

İbn Bevvâb’tan sonra gelen hattatlar, son Abbâsî halifesinin Türk asıllı saray hattatı Yakût-ı Musta’sımî (ö. 1298) zamanına kadar onun açtığı yolda yürümüşlerdir. Kamış kalemin ağzı ilk defa Yakût tarafından meyilli kesilmiş, bu işlem yazıya yepyeni bir boyut getirmiştir. Kendisinden sonra hat sanatı, dünyanın dört bir tarafına yayılmış; aklâm-ı sitte, gelişmesini Osmanlı topraklarında sürdürmüştür.