Osmanlılarda Celî Yazı

Hat sanatında celî, meşk kaleminden büyük, yani 4-5 milimden geniş yazılan yazılar için kullanılan bir terimdir. Her yazı cinsi, kendine özgü yazılan kalem kalınlığından daha iri yazılırsa, celîleşiyor demektir.  Emevîlerin son ve Abbasîler’in ilk asrında meydana çıkmaya başlayan aklâm-ı sittenin ilk yazılanlarına celîl adı verilirdi. Büyük boydaki kâğıtlarda kullanılması dolayısıyla tûmâr adı da verilen celî yazı, diğer yazıların da babası olarak anılır ve kalem ağzının genişliği, beygir kuyruğu kılı genişliği ile ölçülürdü.

Bursa Ulu Camii ve Yeşil Camii yazıları, Osmanlı celîsinin öncüleri sayılabilir. Celî yazıda ilk önemli gelişme Fatih devrinde Yahya Sufî ve Ali Sufî’yle başlamıştır. Ahmed Karahisârî, Hasan Çelebi, Kâsım Gubarî, Mehmed Bursevî ve Beşir Ağa’nın yazılarıyla daha da ileri giden celî, asıl güzelliğine 19. yüzyılda Mustafa Rakım’ın elinde ulaşmıştır.

19. yüzyılda, hat tarihimizin büyük ustası, yazı dâhîsi Mustafa Rakım (ö. 1826), bu sanatta büyük reformistlerden kabul edilir. Yazıyı ağabeyi ve aynı zamanda hocası olan İsmail Zühdi’den öğrenmiştir.

Rakım’ın yazıya getirdiği yeniliklerşunlardır: Harflerin anatomilerini yeniden ele alarak onları yeni bir forma koymak;kompozisyonlardaki keşmekeşliği gidererek, onlara çekidüzen vermek; tuğraya yeni bir anlayış getirerek, formunu bugünkü şekline getirmek... Rakım’ın elinde büyük gelişme gösteren yazı bundan böyle hattatlarca daha dikkatli ve titiz yazılmaya başlamış; yazıda,  özellikle celî sülüs’te Mustafa Rakım üslûbu takip edilmiştir.

Bu yüzyılda celî yazıda Mustafa Rakım ile beraber başka bir mektep daha vardı:  Mahmud Celâleddin Mektebi. Hattatların kendisine ders vermek istemedikleri Mahmud Celâleddin (ö. 1829) yazıyı kendi kendine öğrenmeyi başarmış ve bir mektep sahibi olacak kadar başarılı eserler vermiştir. Yazılarında Mahmud Celâleddîn’in sert mizacı kendini gösterir. Onun mektebi, öğrencileri Sultan Abdülmecid, Mehmed Tahir Efendi, Çukurcumalı Mahmud Cemaleddin’den sonra takip edilmemiş ve bu yol kendiliğinden ortadan kalkmıştır.

Celî yazıda, Mustafa Rakımmektebi günümüze kadar geldiği gibi bugün de celî yazan hattatlar Rakım’ın açtığı yolda yürümeye devam etmektedir. Mustafa Rakım mektebinin temsilcileri şunlardır: Haşim Efendi, Sultan II. Mahmud, Abdülfettah Efendi, Çarşambalı Hacı Arif Bey, Sami Efendi, Nazif Bey, Ömer Vasfî Efendi, Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer, Macid Ayral, Mustafa Halim Özyazıcı ve Hamit Aytaç.

Celî yazının en büyük örnekleri Ayasofya Müzesi’nde bulunan Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’ nin 35 cm. kalem kalınlığı ile yazdığı levhalardır.


TÜRKİYE’DE TA’LÎK YAZI

Aklâm-ı sittenin dışında kalan ta’lîk yazı, İran sahasında ortaya çıkmıştır. 11 ve 12. yüzyıllarda ilk örnekleri görülen bu yazının Tebrizli Mir Ali (ö. 1446) tarafından kurallarının belirlendiği ve kaidelere bağlandığı kaydedilir. İranlıların büyük ustası Mîr İmâdü’l-Hasenî’nin öğrencisi Buharalı Derviş Abdî tarafından Anadolu’ya getirilen bu yazı; Tophaneli Mahmud, Durmuşzâde Ahmed, Kâtipzâde Mehmed Ref’î tarafından başarıyla yazılmıştır. Şeyhülislâm Veliyüddîn Efendi ise 18. yüzyıldabu yazının en büyük ustalarından biri olarak kabul edilir.

Ta’lîk yazı 19. yüzyıla kadar İran ta’lîki tarzında yazılıyordu. Mehmed Es’ad Yesarî (ö.1766), önceleri imâd yolunda yazıyorken daha sonra kendine özgü bir üslûp geliştirdi. Oğlu Yesarîzâde Mustafa İzzet Efendi de (ö. 1849) babasının başlatmış olduğu değişimi daha ileri götürerek bu yazı çeşidinde İran tarzından farklı olarak Türk zevkini yansıtan bir mektep ortaya koymayı başardı. Yesarizâde’den sonra ta’lîk yazı Sami Efendi’nin elinde son şeklini aldı. Sami Efendi, celî sülüste gösterdiği başarıyı bu yazı çeşidinde de göstererek ta’lîki zirveye ulaştırdı. Bu yazının en önemli temsilcileri Ali Haydar Bey, Çarşambalı Hacı Arif Bey, Nazif Bey, Ömer Vasfi, Aziz Efendi, Mehmed Hulusi Yazgan, Necmeddin Okyay, Halim Özyazıcı, Kemal Batanay ve Hamit Aytaç’tır.


AKLÂM-I SİTTE VE TA’LÎK HARİCİNDEKİ YAZILAR

Dîvânî: Kelime anlamı dîvâna ait demektir. Osmanlı’da dîvân kurulunda alınan kararlar bu yazı çeşidiyle yazıldığı için dîvânî isimiyle anılır. Dîvânî, 13. yüzyıla kadar İran’da kullanılan ta’lîk yazıdan ilham alınarak Osmanlılar tarafından bulunmuş bir yazı çeşididir. 15. yüzyılda Tacüddîn adlı hattat tarafından geliştirildiği kabul edilen divanî yazı, 19. ve 20. yüzyılda en güzel şeklini bulmuştur.

Celî dîvânî: Bu yazı, dîvânî yazının büyük yazılan şekli gibi anlaşılırsa da iki yazı arasında oldukça büyük fark vardır. Celî dîvânînin kim tarafından ve hangi tarihte bulunduğu bilinmemektedir, fakat ferman, berat, menşur ve anlaşmalarda kullanılmış bir yazı türüdür. Dîvânî ve celî dîvânî de isim yapmış hattatlar Mümtaz Efendi, Nasuh Efendi, Hacı Kâmil Akdik, Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer, Halim Özyazıcı ve Hamit Aytaç’tır.

Rik’a: Osmanlılar tarafından bulunan ve 19. yüzyılda dîvânînin yerini alan rik’anın ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmese de 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kullanılmaya başlandığı ve 19. yüzyılda iyice yaygınlaştığı bilinmektedir. Bu yüzyılda Bâb-ı Âli kalemlerinde, yani devlet dairelerinde kullanıldığı için bâb-ı âli rik’ası adıyla anılan bir cinsi de meydana getirilmiştir. Rik’a yazısı, 19. yüzyılın ikinci yarısında Mümtaz Efendi, sonlarında ise Mehmed İzzet Efendi tarafından geliştirilmiştir. Mümtaz Efendi, Mehmed İzzet Efendi, ŞefikBey, Ferid Bey, Hafız Hasan, Tahsin Hilmi, Hafız Vahdetî, İsmail Hakkı Altunbezer, Halim Özyazıcı veHamitAytaç rik’anın ilk akla gelen ustalardır.