Cumhuriyet Döneminde Hat Sanatı

1914 yılında Bâb-ı Âli’de Medresetü’l-Hattatîn adıyla geleneksel sanatların öğretilmesi için bir okul açıldı. Bu okul, usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen klâsik sanatların aynı çatı altında toplanarak bir program içerisinde öğretilmesi amacıyla kurulmuştu. Burada hat, tezhip, cilt ve ebru yanında altın varak imali ve kâğıt terbiyesi gibi sanatlarda öğretiliyordu. Bu okulun yazı hocaları Kâmil Efendi, Necmeddîn Okyay, İ.Hakkı Altunbezer, Hulûsi Efendi idi ve hepsi aklâm-ı sitte ve ta’lîk yazıda büyük bir usta olan Sami Efendi’nin öğrencileriydi.

Medresetü’l-Hattatîn, medreselerin kapatılması üzerine Hattat Mektebi adıyla eğitimine devam etmiş; 1928’de yapılan harf inkılâbıyla Şark Tezyinî Sanatlar Mektebi adını alarak faaliyetini sürdürmüş ve 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlanarak Türk Tezyinî Sanatlar Şubesiadını almıştır.

Cumhuriyet Dönemiyazı sanatında usta-çırak ilişkisi devam etmiş, hiçbir kopukluk yaşanmamış, ancak yazı devriminden sonra hattatlar işsiz kalmışlardır. Harf inkılâbından sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle bu sanatın unutulmaması için eğitim verilmesi gerektiğine işaret edilmiş ve Güzel Sanatlar Akademisi bünyesinde hat sanatının öğretilmesine karar verilmiştir.Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun son tuğrakeşi olan İ.Hakkı Altunbezer, yine reîsü’l-hatattîn ünvanını son olarak alanHacı Kâmil Akdik,Hacı Nuri Korman, Necmedddin Okyay veHalim Özyazıcı’nın da aralarında bulunduğu hattatlar,bugün Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi adıyla bilinen Güzel Sanatlar Akademisi’nde yazı derslerini sürdürmüş ve bu sanatın günümüze kadar gelmesinde büyük rol oynamışlardır.

Yazı sanatının bu büyük ustaları, öğrenci yetiştirmenin yanı sıra verdikleri eserlerle bu sanata büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Halen hat sanatı, üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde ve ayrıca yazı kurslarında hoca-talebe geleneğiyle öğretilmektedir.


HAT SANATINDA KULLANILAN MALZEMELER

Yazı denince akla ilk olarak kalem, kâğıt ve mürekkeptir. Zira bunlardan biri olmadığında yazmak mümkün değildir. “Kem âletle kemalât olmaz.”sözü kötü malzeme kullanarak iyi sonuç alınamayacağını, sanatların icrasında en iyi malzemeyi kullanmanın gerektiğini ifade eder.

Hat sanatında kalemin büyük önemi vardır. Kalem olarak kamış kullanılır. İran’dan gelen bu kamışlar, at gübresi içerisinde bekletilerek sertleştirilir ve dayanıklılığı arttırılır. Cava Adası’ndan geldiği için cava kalemi adı verilen kamış ise o kadar serttir ki ağzı birkaç kez açılmak suretiyle bir Kur’an-ı Kerim yazılabilir. Bunun yanında demir uçlar, bambu ve celî yazılarda sert ağaçlardan yapılan geniş ağızlı kalemler kullanılır. Bursa Ulu Cami yazılarının hattatı Abdülfettah Efendi’nin celî kalemi, bugün hâlâ minberin yanında asılı olarak durmaktadır. Cami ve türbelerin kuşak yazıları, kubbe yazıları ve büyük levhalarda ise kareleme usûlüyle büyütme tekniğinden faydalanılır. Büyütülen yazılar kenarlarından iğnelenerek yazı kalıpları elde edilir. Bu kalıplar kömür tozuyla silkelenerek yazılacakları yere aktarılır ve boyalar kullanılarak yazılır.

Kalemin ağzı açıldıktan sonra yazılacak yazının türüne göre ucu kesilir. Bu işlem kalemtıraş adı verilen çok keskin bir bıçakla gerçekleştirilir. Kalemlerin ağzı kalemtıraşlamakta adı verilen bir altlık üzerinde kesilir. Maktalar fildişinden, bağadan, sedeften ve kemikten yapılır. Çok ustaca yapılmış kalemtıraşları ve makta örneklerini müzelerde veya özel koleksiyonlarda görmek mümkündür.

Yazıların yazılacağı kâğıtlar ham hâliyle kullanılmaz. Hattatlar beyaz zemine yazı yazmayı tercih etmezler. Gözü yormaması ve güzel görünmesi için kâğıt önce suda eriyen boyalarla renklendirilir. Bu işlemden sonra kâğıt aharlanır. Ham kâğıt üzerine nişasta ve yumurta akı gibi maddelerin sürülmesi işlemine aharlama denir. Bu maddeler, kâğıt üzerinde ince bir tabaka oluşturarak yazının tashihinde büyük kolaylık sağlar ve kâğıdın dayanıklılığını artırır. Aharlanan kâğıtlar, cilâlı taş, parlak deniz kabukları yahut camdan yapılan ve mühre adı verilen bir aletle mührelenir. Mühreleme bir nevi cilâlama işlemidir. Bu işlemden sonra kâğıt pürüzsüz bir hâle gelir ve bir süre dinlenmeye bırakılır. Bu süre en az 5-6 aydır.  Aharlanan kâğıtlar ne kadar çok beklerse o kadar kolay tashih imkânı sağlar.

Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak imal edilir. Mürekkebin yapımında kullanılan isin elde edilmesi beziryağı, neft yağı ve gaz yağı gibi maddelerin yakılmasıyla olur. İs ile Arap zamkı pirinç havanda dövülerek birbiriyle karıştırılır ve inceltilir. Bu işlem için en az yarım milyon tokmak darbesi gereklidir. Dövülen mürekkep keçeden süzülür ve sulandırılarak yazmaya hazır hâle getirilir.

Mürekkebin akıcı olması için içineasma suyu; parlaklık vermesi için de nöbet şekeri konulur. Siyah mürekkebin dışında sarı renkli zırnık mürekkebi, kırmızı renkli lâl mürekkebi, beyaz renkli üstübeç mürekkebi ve altının ezilmesiyle elde edilen altın mürekkebi de hattatlar tarafından kullanılır.

Mürekkebin içine konduğu cam, porselen, metal kaplara hokka adı verilir.  Hokkanın içine konulan ve lik’a adı verilen ham ipek, mürekkebin kaleme fazla gelmesine ve hokkaya batırılan kalemin ağzının bozulmasına engel olur.

Üzerinde ibrişim ipiyle satır çizgilerinin yer aldığı ve düzgün yazmaya imkân sağlayan plâkaya mıstar adı verilir. Mıstar, yazı yazılacak kâğıdın altına konularak kâğıt üzerine bastırılır. Böylece önceden tespit edilmiş olan satırların izi kâğıda aktarılmış olur. Mıstardan daha çok kitap ve kıt’aların yazımında faydalanılır.

Hattatların üzerinde yazılarını yazdıkları altlığa da zîr-i meşk adı verilir. Zîr-i meşk, üst üste konulan kâğıtların dört tarafının kâğıt yahut deri ile kapatılmasıyla meydana getirilen mukavva kalınlığında esnek plâkadır.

Hat sanatında simetrik yazılan yazılara müsennâ ya da aynalı yazı denir. Altın kullanılarak koyu renk zeminlere yazılan yazılara ise zerendûd adı verilir. Kalem hiç kaldırılmadan yazılan yazı ise müselsel adını alır. Hattatların ellerinin ustalığını kaybetmemesi için yaptıkları çalışmalara karalama, talebe için hoca tarafından hazırlanan yazının ölçülerini de gösteren yazı albümlerine meşk murakkaı denir.