Tezhib Sanatı

Tezhib el yazması eserleri, levha, albüm ve tuğraları altın ve boya ile süsleme sanatıdır. Kelime kökeni Arapça zeheb (altın) olan tezhibaltınlama mânâsına gelir. Tezhiple süslenmiş eserlere müzehhep (müzehheb), tezhip yapan sanatkârlara da müzehhip (müzehhib) denir.

Tezhiple bezeme geleneğinin kutsal kitabın sayfalarında başladığı, 8-10. yüzyıllar arasında Emevî ve Abbasi Dönemi’ne ait Kur'an-ı Kerim’lerden anlaşılmaktadır. İlk Kur'an nüshaları parşömenlere yatay olarak yazılmış; ilk iki veya son iki yaprağı, sure başlangıçları ve ayet araları tezhiple bezenmiştir. Bu dönem süslemelerinde çeşitli bitki motifleri; geometrik desenler; mavi, kırmızı, lacivert, kahverengi ve yeşil renkler yanında altın da kullanılmıştır.

Dinî ve felsefî konuları ele alan Uygurlara ait yazma eserlerde ağaç şekilleri, çiçek ve yaprak motifleri ile bezenmiş helezonlar bulunmaktadır. Bu eserlerde mavi, kırmızı, beyaz, erguvan ve yeşil renkler ile altın ağırlıklı olarak yer alır. Uygurlarda bitkisel ve geometrik motiflerin hâkimiyeti görülür. Bu dönemde oluşan kompozisyon düzenlemeleri, hatayî üslûbunun habercileridir.

Gazneliler Dönemi yazma eserleri, Selçuklu yazma eserleri ile benzer özellikler taşır. Kûfî, sülüs ve tevkî yazı çeşitleri ile kaleme alınan kitaplarda çoğunlukla harekeler kırmızı ile belirtilmiştir. Sure başlarının zemini altın olup üzerine siyah tahrir çekilmiş ve altın ile yazılmıştır.

Muvahhidler Dönemi’ne ait yazma eserlerin tezhiplerinde ise altın, mavi ve kırmızı renkler küçük çiçekli geometrik biçimlerle kullanılmıştır. Kur'an nüshaları genellikle kareye yakın ölçülerdedir. Yatay, dikdörtgen sure başı tezhipleri sayfa kenarında tezhipli levha ile birleşmiştir.

Yazma eserlerde parşömen yerine kâğıdın kullanılmaya başlaması ve kompozisyonun dikey tasarlanması Büyük Selçuklu Dönemi’nin özelliklerindendir. Bu dönem eserleri çoğunlukla Arapça, Farsça olarak ve meşrik kûfisi ile yazılmıştır. Selçuklu tezhib sanatının İran'da temelleri atılmış olup Tebriz, Herat, Bağdat, Musul, Konya, Karaman, Amasya ve Sivas'a doğru gelişmiştir. Ayrıca mimarideki süslemeler ile kitap süslemeleri arasındaki benzerlik, Kur'an ve ilmî kitapların bezeme örnekleri arasında da görülmektedir.

Kitapların zahriye kısmı, metin başlıkları, sure başları, konu bölüm araları, hâtime veya ketebe bölümlerinde çok zengin tezhib desenleri vardır. Kıymetli olan yazma eserlerin her sayfası altın ile cetvellenmiştir. Altınla birlikte mavi, yeşil, koyu kırmızı renkler de sık olarak kullanılmıştır.

13. yüzyıl başlarında Anadolu Selçukluları, Anadolu'nun geleneksel malzemelerini ve tekniklerini İslâm kültürü ile birleştirerek yeni bir sanat anlayışı meydana getirmişlerdir. Mimari kurguları kadar süslemelerindeki zenginlikler de dikkat çekicidir. Mimari süslemeleri, taş, çini ve halı motifleri, tezhib desenleri ile paralellik göstermektedir. Süslemelerde birbirini kesen sekizgen, altıgen ve yıldızlardan doğan çeşitli geometrik kurgular çok etkileyicidir. Dörtlü düğümler, gamalı haçlar, mukarnaslar, rozetler, madalyonlar, helezonlar üzerinde rûmî ve hatayîlerden oluşan bezemeler bulunmaktadır. Genellikle kûfî ve nesih yazı çeşidi ile yazılan eserlerde satır arası bezemeler, zencerek kenar suları, rûmî ve münhanî motifler sıkça kullanılmıştır.

Eserlerin zemini, altın ile süslemeleri lacivert, koyu mavi, kiremit rengi, yeşil, kahverengi, hakî, sarı, pembe, mor ve beyaz; tahrirleri ise pembe ve siyahla renklendirilmiştir.  Bu dönem eserlerinde işçiliğin çok hassas olmadığı, tığların çok az yerde sade yapıldığı, ancak kompozisyon kurgulamalarının çeşitli olduğu görülmektedir.

14. yüzyıl tezhib bezemelerinin en güzel örnekleri İlhanlılar ve Memlük Dönemi’nin usta müzehhipleri tarafından yapılmıştır. Birbirinden farklı ve zengin geometrik desenler kullanılmış, hatayî ve münhanî motifleri canlı ve çeşitli renk gruplarıyla uygulanmıştır. Altın, lacivert, siyah zemine sarmal rûmîler ve çok kollu yıldızlar, beşgen ve altıgenler, birbirine geçmiş kare ve oval biçimler hassas bir işçilikle nakşedilmiştir.

Karakoyunlu ve Akkoyunlu Dönemi tezhib desenleri, işçiliği ve renk olgunluğu ile Safevî Dönemi öncesinde önemli örneklerdendir. Safevîler devrinde Türkmen asıllı sanatkârların da aralarında bulunduğu nakkaşhanelerde, tezhip ve minyatür sanatının bir arada uygulandığı eserler görülür. Bu dönemde Şîraz, Tebriz, Kazvin ve İsfahan gibi şehirler sanat merkezi haline gelmiştir. Farklı bölgelerdeki sanatkârların yer değiştirmeleri ile üslûplar harmanlanmış, böylece bu devrin nadide eserleri ortaya çıkmıştır. Dönemin kompozisyonlarında insan ve efsanevî hayvan motiflerinin kullanıldığı görülür.

Selçuklular Dönemi’nde sarayda açılan nakkaşhaneler, Osmanlı Dönemi’nde Bursa'da, sonra Edirne ve İstanbul'da kurulmuştur. Nakkaşhanede usta çırak ilişkisi ile yetişen sanatkârlar,  müşterek eserler ortaya koymuşlardır. İstanbul'un fethine kadar tezhib sanatında Timurlu Dönemi Herat ve Şiraz mekteplerinin etkileri gözlenirken, Sultan Fatih zamanında Selçuklu devri tezhipleri geliştirilerek klâsik dönem eserlerine zemin oluşturulmuştur.

Olgun ve dengeli kompozisyonların zarif ve ince bir işçilikle nakşedildiği eserlerde zemin renkleri olan lacivert ve altının uyumu dikkat çeker. Bezemelerde rûmî, kıvrak dallar, bitkisel motifler, geometrik geçmeler, zarif ve sade olarak uygulanmış tığlarla, çok muntazam çekilmiş altınlı cetveller görülür.

Yavuz Sultan Selim'in Tebriz ve Mısır'dan getirdiği sanatçılar ve Timurlu sultanının gönderdiği Heratlı sanatçılar, Osmanlı sanatında yeni akımlar başlatmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde ise yeni üslûp ve tekniğin uygulandığı son derece zengin ve ihtişamlı bezemelerle tezhib sanatı en olgun seviyesine ulaşmış, bu döneme de klâsik dönem adı verilmiştir.

16. yüzyılın ikinci yarısında yine tezhib işçiliği mükemmeldir. Natüralist yaklaşımla yorumlanan çiçek motifleri, simetrik rûmîler, bulutlar, sazyolu ve Hatayî çiçeklerle rûmîlerin kullanıldığı tığlar, fevkalade güzellikleri ile kitapları süslemektedir.

17. yüzyıl başlarında sayfa düzenlemesi klâsik usulde devam etmesine rağmen, motif ve kompozisyon desenlerinde zayıflamalar, tezhib işçiliğinde gerilemeler gözlenmektedir. Bu devirde Hafız Osman tarafından düzenlenen hilye-i şerif levhalarının tezhiplenmesi ile tezhib sanatı levhalarda da kullanılmaya başlamıştır.

18. yüzyıl Osmanlı tezhib sanatında klâsik anlayışa ters düşen abartılı, gösterişli ve kurallara uymayan bir yaklaşım söz konusudur. Üçüncü boyutun verilmeye çalışıldığı bitkisel motifler, perdeler, kurdelalar, sütunlara sarılmış dallar, iri ve geniş yapraklar kullanılarak çok farklı örnekler ortaya çıkmıştır. Parlak, canlı ve zengin renklerin ışık ve gölge zıtlıklarıyla kullanıldığı bu dönemde Avrupa'daki Barok ve Rokoko üslûbunun tesirleri görülür.

19. yüzyılda klâsik döneme geri dönüş çabası görülmesine rağmen, o dönem zarafetinden uzak eserler yapılmıştır. Renkler arasında bir uyum görülmediği gibi motifler daha iri ve kaba olarak çalışılmış, rûmîler orantısız biçimde çizilmiş ve uygulanmıştır.

Cumhuriyetin ilânı ile ülkemizde gelenekli sanatların faaliyetlerini devam ettirmek için 1915’te açılan Medresetü’l-Hattâtin’de ve daha sonra Şark Tezyini Sanatlar Mektebi’nde eğitimler verilmiştir. Şark Tezyini Sanatlar Mektebi, 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlanarak Türk Tezyini Sanatlar Şubesi adını almıştır. Cumhuriyet Dönemi tezhib sanatının önemli isimleri arasında Süheyl Ünver, Mihriban Sözer, Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt sayılabilir. Günümüzdeki tezhip eğitimi ise üniversiteler veya özel kurumlar tarafından düzenlenen kurs ve atölyelerde yapılmaktadır.