Tezhipte Kullanılan Motif Grupları

İlk dönemlerden itibaren görülen motiflerin en önemli özelliği mükemmel bir şekilde üslûplaştırılmış olmalarıdır. Sanatçılar bir bitkiyi, hayvanı veya çiçeği tabiatta göründüğü gibi değil, tahayyül ettiği şekilde çizmiştir. Bu anlayışla hazırlanan çizimlere üslûplaştırma, stilize etme adı verilir. Doğadaki bitkilerin stilize edilerek çizilmesi ile hatayî adı verilen motif grubu oluşturulmuştur. Bunun dışında rûmî, bulut, hayvan motifleri, geometrik motifler gibi gruplar bulunmaktadır.

Bitkisel Motifler (Hatayî):

Yaprak: Hatayî grubundaki penç, goncagül, hatayî gibi motifleri meydana getiren ve desen içinde önemli yeri olan temel motiflerdendir. Osmanlı Dönemi’nde önem kazanmış ve 16. yüzyılda en mükemmel şeklini almıştır.

Penç: Bir çiçeğin kuşbakışı görüntüsünün üslûplaştırılarak çizilmesiyle elde edilen şekildir. Motif üslûplaştırılırken, yaprakların sayısına göre Farsça isimler almıştır; tek dilimliler yekberk, iki dilimliler düberk, üç dilimliler seberk, dört dilimliler ciharberk, beş dilimliler pençberk, altı dilimliler şeşberk, birbirlerine sarılmış yapraklardan meydana gelenler ise sadberk olarak adlandırılmıştır. En çok kullanılan beş yapraklı çiçek olduğu için zamanla bu grup pençberk olarak isimlendirilmiş ve kısaltmaya uğrayarak penç adını almıştır.   Kaneviçesinin daire görünüşünde olması, sapın çiçeğe birleştiği noktanın ve yeşil yaprakların altta kalarak gizlenmiş olması pençin özelliklerindendir.

Hatayî: Türk tezyinatında bitkisel desenlere temel olacak derecede yaygın ve önemli bir çiçek grubudur. Bir çiçeğin dikine kesitinin stilize edilmiş formudur. Yoğun bir şekilde üslûplaştırıldığı için hangi çiçekten yola çıkılarak oluşturulduğu belirsizdir. 

Goncagül: Buradaki gül ifadesi genel olarak çiçek manasında kullanılmıştır. Bu motifler, tam açılmamış bir çiçeğin boyuna kesitinin tezhip üslûbunda işlenmiş halidir. Basit ve küçük motif olduğu gibi motifte taç ve çanak yapraklar belirgindir.

Yarı Üslûplaştırılmış Çiçekler: Çiçeğin doğadaki görünümüne yakın bir şekilde stilize edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bakıldığı zaman hangi çiçek olduğu belli olur. 16. yüzyılda Kanuni devrinde saray sernakkaşı olan Kara Memi tarafından ortaya çıkarıldığı bilinmektedir. Lale, gül, karanfil, sümbül gibi çiçeklerin yanında serviler ve bahar dalları da çizilmiştir.

Natüralist Çiçekler: Osmanlı sanatında ilk kez 17. yüzyıl ve sonrasında dış etkilerle gelişen barok ve rokoko üslûbunda görülmektedir. 18. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren motif özelliğini kaybetmeye başlayan çiçekler, minyatüre yaklaşarak Şükûfe adıyla yaygın biçimde kullanılmıştır. Vazolu, vazosuz buketler, rozetler, demetler, tek çiçeklerle çok renkli ve çeşitli kompozisyonlar oluşturulmuştur. Osmanlı kültür ve sanatında natüralist üslûpta ön plana çıkan çiçekler başta gül olmak üzere, karanfil, lâle, sümbül, zerrin gibi bahçe çiçekleridir.

Hayvan Motifleri

Hayvan motifleri tezyinatta figür olarak değil, süsleme unsuru olarak kullanılmıştır. Türk sanatında görülen hayvan figürlerini başlıca iki grupta toplamak mümkündür:

  1. Efsanevî hayvan motifleri: Ejderler, zümrüdüanka, simurg adları ile bilenen efsanevî kuşlar; Sfenks, Harpi gibi yarı insan yarı hayvan şeklinde yapılan mitolojik hayvan motifleri olmuştur.
  2. Üslûplaştırılmış hayvan motifleri: Osmanlı tezyinatında en az kullanılan motifler arasındadır. Çini, halı, seramik sanatlarında tezhipten daha fazla kullanılmıştır. Kartal, güvercin, aslan, kaplan, kurt, geyik, boğa, at ve geyik gibi hayvanlar stilize edilmiştir.

Bulut: Motifin başlangıcı olarak Çin kaynakları kabul edilir. Ejderhanın burnundan çıkan buharın tasvir edilmiş şeklidir. Türk tezyini sanatlarında ise tabiat unsuru olarak stilize edilmiştir. Osmanlı döneminde 16. ve 17. yüzyılda çokça kullanılan bulut motifi, çizim şekillerine ve kullanım özelliklerine göre farklı isimler alır. Bunlar serbest bulut, yığma bulut, nokta bulut, ayırma bulut, ortabağ bulut, tepelik bulut ve hurda (hurde) buluttur.

Rûmî: Rûmîler, yaklaşık 9. yüzyıldan itibaren süsleme sanatında çok kullanılan bir motif grubudur. Anadolu Selçukluları zamanında yaygın bir şekilde kullanılıp geliştirildiği için rûmî (Anadolulu, Anadolu’ya ait) adı verilmiştir. Bilinen en erken örneğine Uygurlarda rastlanmış, motifin köken olarak Orta Asya’ya ait olduğu kabul edilmiştir.

Türk tezyini motifleri arasında önemli bir motif olan rûmî, tezhip sanatında tasarlanan formları ve kompozisyonlarıyla başlı başına bir üslûptur. Kendine ait hatlar üzerinde bazı kurallarla gelişme gösterirken sanatçının üslûplaştırma başarısıyla sınırsız biçimde uygulanabilir.

Süsleme sanatlarının her dalında kullanılan rûmîler, kompozisyonlara bir ana şema oluşturarak ikinci bir boyut katar. Böylece kompozisyonlara bir arka plân oluşturulur. Oldukça estetik ve akıcıdır, belirli kural ve kalıplarla çizilir. Tek başına kompozisyon oluşturabileceği gibi geometrik, bitkisel motifler ve yazılarla birlikte kullanılabilmektedir. Münhanî motifi ile benzerlik göstermektedir. Ancak her iki motifin de gelişerek karakter kazanmasıyla kesin olarak ayrıldığı görülmektedir.

Rûmî motifleri, formlarına ve kullanım alanlarına göre farklı isimler almaktadır. Bunlar düz (sade), dilimli (dendanlı), hurda, işlemeli, piçide, kanatlı, sencide ve ortabağ rûmîlerdir.

Münhanî

Kelime manası eğri demek olan münhanîye 11. ve 15. yüzyıllar arasındaki yazma eserlerde sık rastlanmıştır. Selçuklu Dönemi’nde bolca kullanılmış, beylikler döneminde Kur’an yazmalarında yer almış, klâsik Osmanlı Dönemi’nde yalnızca hizip gülleri ve duraklarda görülerek sonraki yüzyıllarda unutulmuştur.

Münhanîler, rûmîlerde olduğu gibi bir sap üzerinde belirli aralıklarla devam etmeyip birbirlerine yapışık kümeler halinde ve birbiri arkasına gelen aynı şeklin tekrarlanmasıyla çizilir. Kademeli yani kat kat boyama tekniği ile renklendirilir ve her birim içten başlayarak koyudan açığa doğru aynı rengin tonları ile boyanır.

Çintemanî

Bir tanesi üstte, diğer iki tanesi altta olan üç yuvarlak benekten ve yan yana uzanan iki dalgalı çizgiden oluşmuştur. Dalgalı çizgiler kaplan postu, şimşek, bulut, ejder gibi adlar alırken; üç noktadan meydana gelen motifler ise ay, top, kutsal ince gibi isimlerle de adlandırılmıştır. Üç nokta, Buda’nın üç kutsal vasfını temsil ettiği gibi Timur devri paralarında da yer almıştır. Osmanlı’da ise güç, kuvvet, saltanat sembolü olarak kabul edilmiş, padişah ve şehzade kaftanlarında kullanılmıştır.

Geometrik Motifler:

İslâm medeniyetlerinde geometrik şekiller, derin ve karmaşık hesaplamalar sonucu oluşturulan kompozisyonlardır. Bunlar kare, dikdörtgen, üçgen, daire, poligon, baklava, altıgen ve yıldız gibi basit şekillerin birleşmesiyle oluşmuştur.

İslâm öncesi dönemden itibaren Uygurlar, Selçuklu, Beylikler Dönemi ve Osmanlı Devleti’nde yoğun olarak kullanılmıştır. En yaygın ve gelişmiş şekli Anadolu Selçukluları’nda görülmektedir. Geometrik kompozisyonların mimaride kullanılışı taç kapılarda, çinilerde, ahşap işlerinde, minberlerde, halılarda ve yazma eserlerde olmuştur.