Minyatür Sanatının Tarihçesi

Minyatür kelimesi Ortaçağ Avrupa’sında el yazması eserlerin bölüm başlarındaki ilk harfin etrafına kızıl, turuncu olarak yapılan miniatura adlı süslemeden gelmektedir. Ancak zamanla minor (küçük) kelimesinin etkisinde kalarak küçük resim anlamını taşımaya başlamıştır.İslâm sanatında minyatüre tasvir, minyatür sanatçısına da musavvir veya nakkaşdenmiştir.

Derinlik duygusuna yer verilmeyen; altın,gümüş yaldız ve suluboya malzeme ile yapılan minyatür, genellikle bir metni açıklamak üzere kitaplarda yer aldığı gibi nakkaşların çalışmalarının bulunduğu hususî albümlerde de toplanmıştır. Papirüs, parşömen ve fildişi gibi malzemeler üzerine yapılan küçük resimlere de minyatür denmektedir ve ilk örnekleri Mısırlılara aittir.

Türk-İslâm minyatür sanatı, İslâm resim sanatının bir kolu olarak kabul edilir. Dolayısıyla minyatür sanatının kaynaklarını araştırmak için İslâm sanatının da kaynaklarına inmek gerekir. İslâm öncesi Arap sanatı ve kültürü hakkında yeterli bilgi bulunmadığı için İslâm’ın kabulünden sonra fetihlerle birlikte gelişen bir İslâm sanatından söz edilebilir. Bununla beraber Arap-İslâm sanatının 7.yüzyılda şekil almaya başladığı kabul edilmektedir.

İslâm toplumu yaptığı fetihlerle birlikte, zengin kültür-sanat uygarlıklarıyla karşılaşmış ve bunların etkisinde kalmıştır. Bu karşılaşmalar sonucundayeni sentezler ortaya çıkmış ve bu sentezlerin İslâm çerçevesinde işlenişi, İslâm sanatını oluşturmuştur.

İslâm resim sanatının kaynakları iki kategoride ele alınabilir:

  1. İslâm'ın yayılmaya başlamasıyla etkilenilen kültürler: Doğu geç antikitesi, Part ve Sasani İran ve Mezopotamya’yı içine alır. Batı geç antikitesi,Bizans’ın egemenliğinde olan bu bölge ise Hellenistik, Roma mirasını içine aldığı gibi Suriye ve Anadolu’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanmaktadır.
  2. İslâm sanatına daha sonra katılan etkiler: Orta Asya etkisi, 642 yılında Nihavend ve 750 yılında Talas savaşlarından sonra etki etmiştir. Özellikle Uygur,Mani ve Türk unsurları görülmüştür. Uzak Doğu etkisi, Çin ve Hint sanatı etkileri kabul edilebilir, ancak Hint sanatı etkisi azdır.

İslâm minyatürünü asıl etkileyen faktör, Maniheizm olarak kabul edilebilir. Maniheizm’in kurucusu Mani, bir ressamdır ve öğretisini yaymak amacıyla yazdığı kitapları resimlerle süslemiştir. Aldığı göçlerle birlikte İç Asya’da Uygurlar arasında yayılmış; Uygurların başşehri Hoço’da (Doğu Türkistan) ortaya çıkartılan Maniheist Uygur minyatürleri, figür ve kompozisyon bakımından Selçuklu minyatürlerinin öncüleri kabul edilmiştir.

Selçuklu Türklerinin İran’dan Mezopotamya, Suriye ve Anadolu’ya yayılmasıyla ilk Türk-İslâm minyatür üslûbu doğmuştur. Selçuklular devrinden günümüze ulaşan minyatürlü el yazmalar,Mezopotamya ve çevresindeki bölgelerde ve Anadolu Selçuklu Devleti’ninegemen olduğu yörelerde hazırlanmıştır. Konya, Diyarbakır, Musul ve Bağdat gibi şehirler, bu dönem minyatür sanatının korunduğu önemli sanat merkezleridir. Minyatürler, Abbasiler Devri’nde antik kaynaklardan derlenmiş olduğu gibi Arapça’ya çevrilmiş tıp, botanik, astronomi ve bilimsel konulu eserlerde de yer almaktadır. Dönemin bilimsel kitaplarında Uygur kökenli Selçuklu tiplerinin yanı sıra, gündelik yaşamı canlandıran tasvirler de bulunmaktadır. Böylece Geç Antik ve Bizans etkilerini özümsemiş yeni bir resim üslûbu doğmuş; bunlar dışında mesnevî ve hikâye kitapları gibi edebî eserler de resimlendirilmiştir.

Bilimsel konulu eserlerin bazılarında Bizans resim sanatının etkileri görülmekle beraber genel hâkim karakter,İslâmî düşünceye uygun soyut üslûp olmuştur. Selçuklu sanatının en ilgi çekici örnekleri Topkapı Sarayı’nda bulunan Varka ve Gülşah adlı mesnevîde yer alır.13. yüzyıl başlarında Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi Konya’da hazırlanan bu eserde çizgi ve renk, erken İslâm minyatür sanatının diğer örneklerinde olduğu gibi resmi soyutlaştıracak biçimde kullanılmıştır. Figürlerin yer aldığı mekânlarsembolik olarak belirtilmiş, resmin zemini kırmızı ve mavi renklerle boyandığı gibi Selçuklu devri eserlerinde görülen motiflerle de süslenmiştir.

İlhanlı-Moğol Dönemi’nde minyatür sanatı, Selçuklu üslûbundan çok farklı bir görünüm kazanmıştır. Öncelikle, resimlendirilen eserlerin konusunda büyük bir değişiklik dikkat çeker. Tarihî eserler, dinî konular, destanlar Orta Asya ve Uzak Doğu geleneğine bağlanan gerçekçi yaklaşımda minyatürlerle süslenmiştir. Günümüze gelen ilk önemli minyatürler, Camiü’t-Tevârîh adlı eserin çeşitli nüshalarında yer almakta; devre ait çalışmalar arasında manzara resimleri dikkat çekmektedir.

İncu Dönemi’nde genellikle metin arkasında yer alan minyatürlerin en belirgin özelliği kompozisyonların enine gelişimi, zeminin kırmızı ve sarı renge boyanmış olmasıdır. Figürler hikâyeci anlatıma uygun olarak resim yüzeyindeki iri boyutlarıyla dikkat çeker. Kompozisyon, manzara ve mimarî basittir. Zemin ve giysilerdeki süslemelerde Moğol devrinin etkileri hissedilir.

Celayirler Dönemi’nde zaman zaman büyük bir resim faaliyeti dikkat çekmektedir.15. yüzyıl Timurlu devri üslûbunu hazırlayan İslâmi görüşe ve kitap sanatı kurallarına daha uygun bir tarz benimsenmiştir. Firdevsî’nin Şehnâmesi bu dönemde resimlenmiştir. Değişen üslûbun en tipik örnekleri ise Londra British Museum’da bulunan Hacuy Kirmani’nin 798/1396 yılında Bağdat’ta resimlendirilen mesnevîlerinde görülmektedir.

Yeni üslûp, Moğol üslûbuyla İslâm dünyasının eski geleneklerinin sentezi şeklinde ortaya çıkmıştır. Resim sahasının yukarı doğru uzanan, bazen tüm sayfa üzerinde bulunan dikdörtgen satıhlarda yer alışı, geniş görüş açısından sahneye bakış, yükseltilen ufuk hattı ve figür boyutlarının peyzaja göre küçülmesiyle çevrenin önem kazanması sağlanmıştır. Sanatkârlar bu şekilde daha geniş sahaları, zengin kompozisyonları kolaylıkla tasvir etme olanağı bulmuşlardır. Özellikle peyzaj yeni kurallarla uygulanırken tabiatçı görünümünü kaybetmiş, nakış dilinin ağır bastığı dekoratif bir karakter kazanmaya başlamıştır. Yeni üslûpta en önemli rolü oynayan unsur, mesafe gözetmeksizin kullanılan saf ve parlak renklerdir.

Muzafferîler Dönemi’nde,Şiraz ve çevresinde resimlendirilen eserlere İncu Dönemi’nden tamamen farklı bir üslûp hâkim olmuştur. Kitapların boyutları, yazıları ve buna bağlı olarak resim sahası küçülmüş ve minyatür üslûbu geç Celayirîdevri örneklerinde olduğu gibi kitap sanatı kurallarına ve İslâmî düşünceye uygun soyut bir anlatım kazanmıştır.

İran,14. yüzyıl sonlarında Timur tarafından ele geçirilmiş; Tebriz, Şiraz, Bağdat gibi İran’ın ünlü sanat merkezleri alınmış ve Semerkant önemli bir sanat merkezi olmuştur. Timur'dan sonra(1405) Herat ve Şiraz’da minyatür sanatı büyük gelişme göstermiş;  Timur’un torunu İskender Sultan, Timurlu Devrikitap resminin ilk ve en önemli hâmisi olmuştur. Onun saltanat yıllarında, çok sayıda ve yüksek kalitede resimli eser hazırlanmıştır. Bu kitaplar genellikle Nizamî, Emir Hüsrev Dehlevî gibi ünlü şairlerin eserlerini içeren antolojilerdir. Ayrıca, astronomi ve astrolojiyle ilgili bilimsel eserler, gerek antolojilerin içinde gerekse tek başına resimlenmiştir.  İskender Sultan’dan sonra üslûp sadeleşmiştir ki bunun sebebi yetenekli sanatkârların Herat’a götürülmesidir. Minyatürler, sade peyzajlar, ince uzun ve az sayıda figürün yer aldığı kompozisyonlarla dikkat çekmektedir.

Horasan hariç tüm İran’a hâkim olmuş bir Türkmen devleti olan Karakoyunlular Dönemi’nde, Şiraz’da hazırlanan eserlerdeki farklı üslûplar da dikkat çeker. Akkoyunluların hâkim olduğu 15. yüzyılda hazırlanan albümlerde, Uzakdoğu etkisi sanat ortamının çok yönlülüğünü ve zenginliğini göstermektedir.

Kuzey Batı İran’a yerleşmiş olan Safevîler’de ise resmin en karakteristik özelliği, devrinin modasını yansıtan sarıklardaki tâc-ı haydarî denilen uzun kırmızı serpuşlardır. Minyatür üslûpları zengin renk çeşitliliği, aşırı yüzey süslemeciliği, kalabalık ve gösterişli kompozisyonları, son derece itinalı işçiliği ile dikkat çekmektedir.

Osmanlı minyatürünün 1455-1480 yılları arasında Edirne’de hazırlanan küçük boyutlu edebiyat konulu yazmalarla şekillendiği, Timurlu ve Türkmen resim geleneklerini Osmanlı kültürüne taşıyan Şirazlı nakkaşların da katkısı olduğu anlaşılmaktadır. Kaynakların verdiği bilgiye göre Edirne Sarayı’nda sanat atölyesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı minyatür sanatının erken örnekleri, kaynağını Selçuklulardan almışsa da çağdaşı olan Timur ve Türkmen üslûplarından etkilendiği de görülmektedir. Osmanlı minyatürlü yazmalarından günümüze ulaşmış en eski eser şair Ahmedî’nin İskendernâme’sinin kopya edilmiş resimli bir örneğidir.

Fatih Sultan Mehmed’in İtalyan ressamları sarayına davet ederek portresini yaptırdığı bilinmektedir. İstanbul Sarayı nakkaşhânesinde hazırlanmış minyatürlü bir elyazmanın varlığı bilinmemesine rağmen, Edirne Sarayı’nda resimlendirilen birkaç eser günümüze kadar gelmiştir. Sultan II.Bayezid ve I.Selim döneminde İstanbul saray atölyelerinde resimlendirilmiş eserler, çağdaş doğu minyatür okullarının etkisinde bir resim tarzının benimsendiğini göstermektedir.Osmanlı kitap resminin ilk parlak dönemi Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat yılları olmuş; çeşitli sanat akımlarının yansıtıldığı birçok minyatürlü eser bu dönemde hazırlanmıştır. Bir yandan İran okullarının etkisini sürdüren kalıplaşmış minyatür anlayışının yaşatıldığı resimler klâsik edebiyata ait eserlerde yer alırken, bir yandan da farklı konular yeni bir anlayışla resimlendirilmiştir.

Osmanlı tarihi ile ilgili olan bu eserlerdeki resim üslûbunun en önemli temsilcisi Matrakçı Nasuh’tur. Osmanlı ordusunun seferlerini konu alan eserlerindeki kale, liman ve şehir tasvirleri Türk minyatürünün gerçekçi yönde gelişme göstermesi açısından önemli rol oynamıştır. Türk minyatürü Sultan II.Selim ve Sultan III.Murad devrinde en olgun ve verimli yıllarını yaşamış, bu dönemde Osmanlı klâsiküslûbuna kavuşmuştur. İslâm minyatürleri kalıpçı ve bezemeci anlayışından sıyrılıp gerçekçi, yalın bir anlatıma ulaşmış; bu üslûbun ortaya çıkmasında Nakkaş Osman etkili olmuştur. Osmanlı sanatkârları için olaylar ve olay kahramanları önemli bir unsur olmuş; bu olaylar çevreyle birlikte ve kendilerine özgü renk ve düzenlemeleriyle resmedilmiştir.

Osmanlı minyatür sanatının son parlak dönemi 18. yüzyılın ilk yarısına rastlar. Lale Devri olarak adlandırılan bu yıllarda saray atölyelerinde minyatürlü yazmalar ve albüm resimleri hazırlanmıştır. Bu dönem resim üslûbunun en önemli temsilcisi Levnî adıyla tanınan Abdülcelil Çelebi’dir. Levnî’nin önemli resimleri III.Ahmed için hazırlanan Surnâme adlı eserde yer alır.

Levnî’yi takip eden yılların en ünlü sanatkârı Abdullah Buharî’dir. Levnî ve Buharî’nin çalışmalarında ve bu dönemde hazırlanmış diğer eserlerde Osmanlı minyatür sanatının geleneksel kurallarına bağlı kalınmasına rağmen, birçok detayda üçüncü boyutun arandığı görülmektedir. Bunların yanı sıra azınlık sanatkârların batı estetik kurallarına uygun eserleri, Osmanlı saray çevresinin batı kültür sanatına duyduğu ilgiyi yansıtır. Bu ilgi giderek artmış ve Osmanlı minyatürü yerini batı sanatı kurallarına uygun eserlere bırakmıştır.