Osmanlı Minyatüründen Sahneler

Minyatür sanatında saray içi ve saray dışı sahneler resmedilmiştir.Bu sahneler saray hayatını yansıtması açısından önemlidir.Osmanlı döneminde herhangi bir sultanın ölümünden veya tahttan indirilmesinden sonra şehzadenin tahta çıkışı taht-ı saltanata cülûs etti veya cülûs-ı hümayûn oldu şeklinde ifade edilmektedir. Toplu halde gerçekleştirilen cülus töreni, Osmanlı kitap sanatında konu olarak işlenmiştir. Bu tasvirlerin ilki Şahnâme-i Melik-i Ümmi’deki II. Beyazıd’ın tahta çıkışını betimleyen minyatürdür. Topkapı Sarayı'nda yapılan cülustörenlerini gösteren minyatürlerin ilki ise Şahnâmeci Arifî’nin yazdığı Süleymannâme’de bulunur.

Osmanlı sarayında cülustan sonraki en önemli merasim muayyede yani bayramlaşmadır. Bayramlaşma arife günü başlar.Ramazan bayramında Sadrazam Osman Paşa’nın devlet erkanının bir araya gelmesi ile betimlenen sahnede Şehinşehnâme’nin ikinci cildindeki minyatürler bayramlaşma konulu tasvirlerin ilk örneğidir. Kitab’uGencine-i Feth-i Gence ve Ahmed Nakşî tarafından yapıldığı düşünülen Divân-u Nadirî adlı eserlerde bulunan minyatürlerde de bayram merasimlerini gösteren sahneler bulunur.

Osmanlı sarayında ve padişah huzurunda düzenlenen eğlencelerden oluşan meclis sahnelerinde; hizmetlilerin, devlet görevlerinin ve müzisyenlerin farklı cephelerden resmedildiği bu kompozisyonda müzisyenlerin arasında çenk ve tef gibi çalgıları çalıponlara eşlik eden kadın figürlerinin olması dikkat çekicidir.

Erken dönem Osmanlı minyatür üslûbunu yansıtan ilk örnekler arasında Külliyât-ı Kâtibi adlı eser bulunmaktadır. Meclis konulu minyatürlerin daha genç tarihli örneklerine Süleymannâme’de rastlanır. 17.yüzyıl başlarında tarihlendirilen bir başka meclis minyatürü de Divan-ı Nadirî’de bulunur.

Osmanlı sarayında en gösterişli kabul törenleri elçiler için yapılırdı. Topkapı sarayındaki elçi kabulleri ilk kez Süleymannâme’nin minyatürlerine konu olmuştur. Bu minyatürler, yabancı elçi ve şehzadelerin sarayda genellikle kubbealtı veya arz odasında huzura kabul edildiğini gösterir. Şahnâme-i Selim Han adlı eserdeki II. Selim’in Şah Kulu Hanı Sarayı’nda kabul edilişini gösteren minyatür bunların ilk örneklerindendir.

Osmanlı devletinde yabancı elçiler ve takdir gören görevliler hil’at denilen gösterişli kaftanlarla onurlandırılırdı. Bu gelenek II. Mahmud’un kıyafet devrine kadar sürdürülmüştür. Saray teşrifatında önemli yeri olan hil’at verme merasimini belgeleyen minyatürler daha çok şahnâme, gazavatnâme ve surnâme türü eserlerde bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin en üst idarî birimi olan divan, üç bölümden oluşurdu: Belirli günlerde toplanan divan; kapıkulu ocaklarına maaş verilmesi ve elçi galebe divanı; divan günlerinin dışında padişah tahtının Babüssaade’nin önüne kurulması ile yapılan ayak divanı.

Divan-u Hümayun’da yapılan toplantıları betimleyen minyatürlerin en erken tarihleri Süleymannâme’de bulunur. Divan toplantısı ve ulufelerin dağıtılması konulu minyatürlere ise Hürnâme’de de rastlanır.

Osmanlı sultanlarının yada serdarlarınsefere gidiş ve dönüşleri, şehzadelerin sancak görevine çıkışları, sünnet düğünü şenlikleri için gösterilerin yapılacağı alana gidişleri ve esnaf loncalarının şenlikteki geçitlerini betimleyen tasvirler şahnâme, gazavatnâme ve surnâme türündeki yazmalarda bulunur.

Otağda kabul sahnelerinin kompozisyon düzeni daha sonraki yıllarda hazırlanan eserlerde değişmemiştir. Süleymannâme’deki Kanuni Sultan Süleyman’ın kumandanlarını, Fransa elçisini, Kraliçe Isabella'yı ve oğlu Stephen’i kabul sahnelerinde de görüldüğü gibi padişahın otağı, bazen merkezde bazen de kenarda yer almıştır.

Şehzadelerin sünnet düğünü gibi önemli günlerde esnaf loncalarının hünerlerini sergileyerek yaptıkları geçitleri, seyirlik oyunları ve spor gösterilerini betimleyen tasvirler şahnâme ve surnâme türü eserlerde bulunmaktadır.

Osmanlı hükümdarlarının ölüm ve cenazelerini betimleyen tasvirlerin ilk örneğine Şükrî tarafından yazılan Selimnâme adlı eserde rastlanır. Fatih Sultan Mehmed'in oğlu II.Beyazıd’ın cenazesinin taşınmasını betimleyen bu minyatürün, İslâm resim geleneğindeki ölüm ve cenaze konulu anlatımların tasvirlerinde kullanılan renklerle betimlenmiş olması dikkat çekicidir.İlhanlı, Memlük, Türkmen,Timurlu ve Osmanlı yazmalarının cenaze konulu minyatürlerinde törene katılanlar; mavi, mor ve siyah renkli giysilerle betimlenir. Tarih-i Sultan Süleyman adlı eserdeki Kanuni Sultan Süleyman'ın cenazesinin İstanbul'da toprağa verilişini betimleyen minyatür, Kanuni'nin cenazesi ile ilgili verilen tasvirlerin sonucudur.

Osmanlı tasvir sanatında padişah portreciliği 1480'li yıllarda Sinan Bey ve Şiblizade Ahmed’e ait olduğu sanılan Fatih Sultan Mehmed’in gül koklayan portesi ile başlar ve kesintisiz olarak 19. yüzyılın sonuna dek sürer. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'a davet ettiği Gentile Bellini ve Costanzo da Ferrara gibi Avrupalı sanatçıların yaptıkları yağlı boya resim ve bronz madalyaların ilklerinin yansıdığı profilden Fatih portreleri de yine bu dönemde yerli sanatçılarca yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde padişah portreciliğiyle isim yapmış sanatçıysa Nigarî'dir. Minyatür geleneğinde yapılmış bu portrelerde padişahlar bağdaş kurarak yada ayaklarını altlarına toplayıp bir yastığa dayanarak tahtlarında otururken ellerinde mendil ya da çiçek tutarak sahnelenmişlerdir.      

Şahnâme ve gazavatnâme türündeki eserlerde Osmanlı Devleti’nin önemli meydan savaşlarını, kale ve kent kuşatmalarını betimleyen minyatürler sahnelenmiştir. Savaş konulu minyatürlerin yer aldığı ilk eser Selimnâme'dir. Bu minyatürlerin pek çoğunda resim yüzeyine simetrik olarak yerleştirilen iki ordu arasındaki göğüs göğse çarpışmalar sahnelenmiştir. Osmannâme’deki Ayados Kalesi’nin alınışını anlatan minyatür, yansıttığı farklı betimlemesiyle dikkat çekicidir.Yazılı kaynaklardan da anlaşıldığı üzere Türklerde savaşı taklit ederek avlanma çok eski bir gelenektir. Gülnâme adlı eserin iki cildinde de çok sayıda av konulu minyatür bulunur.

Osmanlı tasvir sanatçılığının 16.yüzyılda kazandığı yeni ve özgün bir konuda topografik kent tasvirleridir.Osmanlı kitap resmi geleneğinde bir çığır açan bu tarz minyatürler denizcilik ve tarih yazmacılığıyla ilgili eserlerin yanı sıra kutsal kent tasvirlerinin yer aldığı dinsel içerikli yazmalarda bulunur.

Topografik kent ve liman tasvirleri aslında 16.yüzyılda Akdeniz'e açılan Osmanlıların deniz coğrafyasını geliştirmeleri sonucunda ortaya çıkar.Piri Reis'in Kitâb-ı Bahriye'sinin kopyalarındaki kanat tasvirleri, Osmanlı haritacılığı kadar minyatür sanatı açısından da önem taşır. 16.yüzyıl tarihlerinin ortalarında tarihlenen İnebahtı minyatürü, topografik resim geleneğinde yapılmış özgün bir örnektir.

Osmanlı minyatür sanatında genel bir İslâm tarihi niteliğindeki Zübdetü’t-Tevârih adlı eser başta olmak üzere, Siyer-i Nebî ile cifr kıyamet ve tasavvuf konulu eserlerde Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim’de anlatılan peygamber öykülerini yorumlayan çok sayıda minyatür bulunur.Zübdedü-t Tevârih'teki peygamber öyküleri arasında tasvir açısından önem taşıyan bir diğer minyatür Hz.İsa’nın göğe çıkışını betimler.

Zübdetü’t-Tevârih'in iki kopyasında bulunan Âdem ve Havva'yı betimleyen ve daha önce yapılmış bir örneği bulunmayan tasvirlerin benzer şemayı yansıttıkları görülür.Âdem ve Havva'nın cennetten kovuluşu konulu minyatürlerde 16.yüzyıl sonlarıyla 17.yüzyıl başlarında Bağdat eyalet üslûbuyla resimlendirilmiş Fuzulî'nin Hadikatü’s-Süeda adlı eserlerinin nüshalarında karşımıza çıkar.

12.yüzyıl sonundan itibaren Miraç konusunun canlandırıldığı İslâm minyatürlerine Hz.Muhammed (sav)’in bu yolculuğu genellikle Burak üzerinde ve melekler eşliğinde yaptığı tasvir edilir.Bu minyatürlerde Hz.Muhammed (sav), Hz.Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve sahabeler, Kudüs'te olduğu zannedilen bir cami içerisinde betimlenmiştir.