Katı' Sanatının Tarihçesi

Sözlükte kesmek anlamına gelen katı’, kâğıt veya deri üzerine çizilmiş bir şeklin oyulup çıkartılarak bir başka kâğıt veya deriye yapıştırılması sûretiyle yapılan sanattır. Oyulup çıkartılan kısım erkekoyma, geriye kalan içi oyulmuş kısım ise dişioyma olarak adlandırılır.

Kâğıt ve deri oymacılığının iki bin yıl kadar önce Çin’de ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Uygurlar tarafından da tatbik edilmiş ve Orta Asya üzerinden Anadolu’ya kadar ulaşmıştır. Kat’ı sanatının en eski örnekleri 15. ve 16. yüzyıllarda Herat’ta yaşamış ustaların eserlerinde görülmektedir. 1586’da yazılmış olan Menâkıb-ı Hünerveran adlı eserde birçok tezyini sanattan bahsedilirken, katı’ sanatından ve bunun ustalarından da bahsedilmiştir. Bu eserden anlaşıldığı üzere 15. yüzyılda Herat’ta yetişmiş olan Abdullah Kaatı, sanatın ilk ve önemli temsilcisidir. Sanatçıya ait eserlerden birkaçı Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti’ne gelişi 16. yüzyılın başlarıdır. Kitap süsleme sanatı olarak özellikle sarayda büyük rağbet görmüş ve tezhipten sonra gelen en önemlitezyinat olmuştur. Eserlerden bazıları, 1540 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed için Hattat Ali Çelebi tarafından hazırlanmış Kırk Hadis ile 1650 yıllarında yapılan ve içinde katı’ bahçe manzarasının yer aldığı Şah Mahmud Nişaburi Albümü’dür.

16. yüzyılda gördüğü ilgi ile katı’ sanatı giderek gelişmiştir. 17. yüzyılda Türk kâğıt oymacılığında Bursalı Mevlevî Fahri Dede,oyma kıt’alar, manzaralar, oyma buketler ve çeşitli nakışlarla bezeli Gazneli Albümü ile oyma çiçek süslemeli bir minyatür albümü hazırlamış ve dönemin önemli sanatkârı olarak kabul edilmiştir.

17.yüzyılda Batılı seyyahların ilgisini çeken katı’ sanatı Avrupa’ya taşınmış; bunun üzerine Avrupalılar bu sanatı benimseyip kendi üsluplarında eserler ortaya koymuşlardır. 18.yüzyılda kitap sanatlarının gerilemesiyle beraber katı’ sanatı da bu durumdan etkilenmiş; 19. yüzyıla gelindiğinde ortaya ciddi bir eser konulamamıştır.